Bekleme salonunda beklemiyor zaman.


Tren rayları parlıyor. Havada nemli bir soğuk ve dumanı tütüyor kentin. İs kokusu, ayak sesleri ve valizler dolusu hüzün. Bekleme salonunda iki insan oturuyor. Yüzleri kapıya dönük.

Suçlama beni

böyle bırakıp

gidiyorum diye

bağrımı yakan

bir yaradır

bu ayrılık şimdi

Bil ki kanımdadır

sevişmelerin yangını

öylece girerken

gecenin bağrına

taşıyorum

sımsıcak gülümseyişini

Saat 21:17. Son dakikada aklına gelmiş gibi bir telaşla, bir sigara yaktı adam. Adamın telaşına katılmadı kadın. Bir tren daha kalktı istasyonun bütün gürültüsünü peşine takarak. Kalanlar dağıldı evlerine. İçeriden anahtar sesleri geldi. Bir memur içeriyi süzdü ve gitti sonra.

Bekleme salonunda iki insan. Yüzleri kapıya dönük.

Yüzünü soldurdu kadın. Beresini kucağına alıp adama baktı. Yağmur biraz daha hızlandı dışarıda…

Yaşanan günler

hayatı delerek

gedikler açıyor

durulur mu artık

durgun sularda

bekleyerek seheri

Adam kadının yüzünden usulca aldı bakışlarını ve yere bıraktı. “Biraz daha kalsan” dedi kadın. “Beklesen biraz daha..”

Saat 21:48. Bekleme salonunda beklemiyor zaman.

Talan ediliyor, bahar ve aşk” dedi adam, ikna etmeye çalışan sesiyle. Çaresizliği ve öfkeyi elleriyle tarif ederek devam etti sonra ” öyle bir soygun ki, durulacak gibi değil vurmazsak eğer kendimizi yola….

Kadın kendinden emin değildi ama, yine de sözünü kesti adamın; ” yaşamak zorunlu, kurtarılırsa eğer bahar ve aşk…

Sustular. Bu kısa sessizlik bütün gücünü tüketti kadının. Devam etti, çaresiz kabullenerek “ve şimdi hayat, acı yeşil bir keder renginde…”

Adam aralıksız baktı kadına. Onun büyük yalnızlığını içine çekti derin bir nefesle.

Dünyanın bilinmeyen uzak bir kasabasında bir istasyon. Bekleme salonunda iki insan. Yüzleri kapıya dönük.

Kararla kalktı adam yerinden, işaret parmağını da  yanına alarak;

Hayatın ve sevincin kederi alt ettiği yer kavganın ortasıdır” dedi. ” …ki umudun çiçeklenişi, aşkın yengisidir bu. Söylenecek bütün sözler sevincin ve sevdanın savunulmasına dairdir.

Sustu. Yağmur biraz yavaşladı gibi dışarıda. Ayak sesleri ve mırıldanmalar duyuldu. Saat 22:03.

Yerinden usulca kalktı kadın. Adama hem anlıyor hem anlamıyor gibi, hem ağlıyor hem ağlamıyor gibi baktı.  ” Ve şimdi onlar” dedi, “yaralarını saracak birilerini beklemektedirler“.

Sesler çoğaldı dışarıda. Bilet gişesinin önünde az insanlı bir telaş. Saat 22:05. Uzakta bir ışık gördü kadın. Adamın  gölgesi içine düştü. Sarıldılar. Kadının gözyaşları, tutamadığı sözlerden biri olup aktı yanaklarından. Adam mağrur gülümsedi.

Ey anısıyla

kalbimi yakan

kederlenme hemen

ve suçlama beni ,

böyle bırakıp

gidiyorum diye

Camlarda insan yüzleriyle geçip gitti vagonlar.

Ve ömrünün geriye kalan kısmını, zehirine bağımlı bir tütün yanığı gibi içine çeken bu kadını, yeryüzünün hiçbir ayrılık şarkısı, tren sesleri kadar ağlatmadı.

Koyu  yazılar Ahmet Telli ‘nin “SUÇLAMA BENİ” isimli şiiridir.

Yüksel ÜNAL

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s