Röportaj


Celal Bayar üniversitesi Fotoğraf topluluğunun çıkardığı 6gen fotoğraf dergisindeki röportajım.

“Bir fotoğrafın anlamını tamamlamak, fotoğrafı görsel bakımdan yorumlayabilmek için betimleme gerekir. Betimlemeyi yapacak olan ise fotoğrafa bakan kişidir. Görme edimini sağlayan betimleme edimidir.”

Fotoğraf çekmeye ne zaman başladın diye sorduklarında; Ortaokul yılarımda başladığımı söylerim, her ne kadar bir kameram olmasa bile, dergilerden gazetelerden hatta bazı kitaplardan sevdiğim foto muhabirlerin ve fotoğrafçıların fotoğraflarını keserek defterimde topluyordum. Lise yıllarımda edindiğim kamera ile hayalini kurduğum fotoğrafların peşine düştüm. Beni asıl etkileyen fotoğrafın tarihsel gerçeklik içindeki estetik değeriydi. Fotoğraf benim için çoğunluklu dallarıyla bile birlikte bir belge niteliği taşıyan “Tarihçi notları” gibidir. Vesikalık fotoğraflarımızdan, cep telefonuna kadar çekilmiş fotoğrafların bir belge niteliği vardır. Geçtiğimiz yüzyıllarda: düşünürlerin, edebiyatçıların, sanatçıların çağa tanıklık etme gibi bir çabası olduğunu görürüz. “Tanıklık” bu noktada benim için fotoğrafın karşılığıdır.  Bir savaşın Duygusunu Bir kentin dokusunu belki de en iyi hissetmemizi sağlayan fotoğraftır. Coşkun Aral’ın Şöyle bir tanımlaması vardır; Savaşın vahşetini göstermek için kopmuş, parçalanmış insan bedenlerini göstermek gerekmez, bazen bir gözün bakışı tüm acıları anlatabilir. Yaşanılan ortamı en iyi şekilde insanlara hissettirmek için bir çaba durumu olması yüzünden de “taraf” olduğunu düşünüyorum. Her zaman savaşın ve sömürünün karşısında yer aldığı görüldüğü kadar da egemen sistemlerin de büyük bir aracı olduğunu görürüz. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde toplum üzerinde çok büyük bir realite korkusu ve baskı, yaşatılan ve dayatılan bir olgu haline gelmiş ve bilinçaltımıza işlenmiştir. 1980 sonrası oluşan nesil ve o neslin sanatçılarının da birçok üretimleri duyarlılıktan uzaklaşmıştır. Sosyolojik olguları bir kenara itip, duyarlı olan veya olmaya çalışan insanların üretimlerine de “ajitasyon, duygu sömürüsü” vb… benzetmeler yapılarak, “modernizm” kılıfında üretimi savundular. Yine bazı görsel sanat paylaşım sitelerinde; Dijitalleşen görsel çağda photojournalism ve belgesel fotoğrafçılığın yok olduğunu ve etkisini kaybettiği üzerine tartışmalar var. Bu “modern” insanın ve “modern” sanatçının korkularından kaçmak veya yüzleşememesiyle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum.  H. Evans’ın belirttiği gibi; “Elektronik aktarım ve manipülasyon bir lütuftur, kompakt disk’in müzik için bir lütuf olması gibi. Ama disk’in Mick Jagger ya da Mozart’a ihtiyacı vardır. Gazete sayfalarının da Don McCullins ve Eddie Adams’larına en az eskisi kadar ihtiyacı vardır.”

Photojournalism veya belgesel fotoğrafçılık bir moda veya sanat trendi olmadığı için, gücünü, etkisini ve geçerliliğini yitirmesi bence mümkün değildir. Böyle bir tartışmanın varlığı bile ne kadar anlamlıdır bilemiyorum. Fotoğraf zaten başlı başına, bütün tarzlarıyla birlikte, hayal gücü ve sıradanlığı içinde barındıran bir büyüdür.

Susan Sontag’ın söylediği gibi; “…fotoğraflar bugünün ve geçmişin hayalimizdeki resimlerinin boşluklarını doldurur.”

Aralık 2010
http://issuu.com/6gen_dergi/docs/aralik10

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s