Kıvılcım



2007  Bodrum Güvercinlikte turizm fotoğrafçılığı yaptığım dönemde Kayıt altına aldığım bir çalışma.
2010 Yılında Sosyolog arkadaşım Soner Çakı ile birlikte yeniden düzenlenerek http://www.belgeselfotograf.com/aid=340.phtml yayınlanmıştır.

Küçük bir kıvılcımla başlar her şey. Küçücük bir kıvılcım, küçücük bir duman. Hayat bu kıvılcımlarla kurulur bu kıvılcımlarla yok olur, bu kıvılcımlarla anlam kazanır ya da anlamsızlaşır. Her hareketin, her davranışın bir öncesi vardır aslında. Kimileri önce görür her şeyi, bu da hareketin ya da olayın oluşum sürecinden kazanılan tecrübedir. Tecrübe edile edile öğrenilir bazen, tecrübe edile edile öğrenilmez bazen.

Karşı kıyıda küçük bir duman parçasından ibarettir ateş. Sanki karşı kıyıda kalmaya mahkum ve asla bizim yaşamlarımıza kadar girme cesareti gösteremeyecektir, gösterse bile kafası ezilip yok edilebilir. Yok edilebilir edilmesine ama geride bıraktığı kül ve dumandır yalnızca hepsi o kadar. İlk kıvılcımları kim tutuşturmuştur? Kim izin vermiştir buna?  Göğe yükseldikçe kara dumanlar bütün sorular anlamsızlaşır ve silikleşir, grileşerek kararır.  Mavi griye karşıdır artık, siyah yeşile ve elbette bütün renklere. Artık bütün soruların anlamsızlaştığı an gelip çatmıştır, kaçınılmaz olan da budur. Geriye dönmek ne mümkün, bütün renkleri görmek tekrar masmavi bir günde.

Oysa önemlidir o ilk soru: İlk kıvılcımı kim yakmıştır? Her şey ortadadır aslında. Bütün iş, o kara dumanların arkasını görebilmektedir. Yoksa ahlar vahlar arasında kara dumanlara bakıp kalmaktan başka bir şey gelmez elimizden. Öyle ya biz ne yapabiliriz ki? Böylece yeşil griye çalar önce, sonra kara dumanlar yükselir gökyüzüne, sonrası ise gridir hep. Ve bir bakarız karşı kıyı nasıl griye dönüşüvermişse bir gün, bir gün de makineler çalışır karşı kıyıda, hatta denizin ortasında bile görebiliriz bu makineleri. Bir bakarsın denizin ortasında bir dozer. Deniz boğulmuş. Bir bakarsın karşı kıyıdan betonlar yükselmeye başlar, önce bir, sonra iki, derken sayı saymaya gerek yoktur artık. Her taraf bembeyaz beton. Hep karşı kıyıdan baktığında o beton yığınlarını görmeye mahkumsundur artık. Doğan değişmiş, bünyen bozulmuştur, özensizce yerleştirilmiş yapmacık birkaç ağaç görebilirsin binaların ardından, şanslıysan elbet ve sen hep karşı kıyıdan seyretmeye mahkumsundur acı olan da budur. 

Önce ormanın yanar, sonra denizin dolar, sonra betonlar sarar her yanı diyalektik bir süreç sanki. Ve sonra herkesten sözbirliği etmişçesine aynı cümleler “biz yapmadık (yakmadık demek istiyor)”, “kesinlikle biz yapmadık”, “hayır hayır kesinlikle biz yakmadık”, sonra savunma şekilleri değişir “Cezası neyse çekeriz”, “parası neyse veririz” (MNG şirketinin denizi toprakla doldurması üzerine yaptığı açıklama. Bodrum’da Pina Yarımadasında Güvercinlik Köyü çevresinde MNG’nin iki şirketine ormanlıkta otel izni verildi. Bir yıl sonra yangın çıktı. MNG aynı bölgede koyu toprakla doldurdu)  yetkililer de bu yeni açıklamalara çabucak uyum sağlayıverirler hemen “orman, orman kalsın demek çok doğru değil” (orman eski bakanı Osman Pepe).

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s